GAP TURU-2018

Uzun zamandır yapmak istediğimiz fakat terör baskıları yüzünden ertelediğimiz bir tur. Halen bile pek çok insan bu sebepten gitmek istemiyor veya erteliyor. Yazımın içinde de belirteceğim ama şunu şimdiden söylemek isterim, hiç bir şey medyada yansıtıldığı gibi değil. Her yer güzel, güvenli ve insanlarımız sevecen. Her bölgenin tarihi muhteşem güzellikte.  Anadolu’muzdan nice uygarlıklar geçmiş. Nice toplumlar yaşamış. Hepsi birtakım hatalar yüzünden yok olmuş. Bunun bilinci ile her bölgemize sahip çıkıp bundan sonra tüm vatandaşlarımızla birlikte huzur içinde yaşayalım.

Dört kişilik gezi ekibimiz.

Evet, bu gezimiz iki aile olarak tasarladık ve yola çıktık. Rotamız İstanbul’dan Güney Doğu Anadolu.

Bu bölge yazları çok sıcak olduğundan biz Kasım ayını tercih ettik.

Rotamızı sırasıyla yazacak olursak.

1-Mersin Tarsus ilçesi

2-Adana

3-Antakya

4-Gaziantep

5-Diyarbakır

6-Mardin

7-Urfa

İlk durağımız,

TARSUS, Mersin

Evveli gece İstanbul’dan başlayan yolculuğumuz sonrası sabahın ilk saatlerinde Tarsus’a varıyoruz. Tarsus için 3500 yıldır değişmeyen şehir diye söylenir. Adana ve Mersin arasında kalan birçok şehirden büyük bir ilçemiz. Nuh Peygamberin torunu Tarasis tarafından kurulduğu söylenmektedir.

Tufandan sonra suların çekilmesi ile kurulan bu şehre Tersein (kurutmak ) adı verilmiştir. Tarsus’un Tevrat’ta Efsus, İncil’de Arsus, İslam kaynaklarında ise Hz. Âdem Aleyhi selamın oğlu Şit Peygamber tarafından kurulduğu belirtilmektedir.

M.Ö.7000 yılında başlayan yerleşimler sonrası Hititler, Asurlar, Persler, Büyük İskender, Romalılar, Sezar, Cleopatra ve Antonius gibi medeniyetler ve şahıslar ile M.S. 459 yılına gelinmiştir. Tarsus, 7.yy’dan itibaren Bizans İmparatorluğu, İran ve Araplar arasında sık sık el değiştirmiştir. 1375’den sonra Ramazanoğluları ve Dulkadiroğluları Beyliği yönetimine geçmiş, 1517’den sonrada Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Bu yüzden burada birçok tarihi oluşum bulunmaktadır. Bunlardan bir kaçını görme mutluluğuna eriştik.

Danyal Peygamber Kabri – Makam-ı Şerif Câmii

Bu Cami’nin içinde Danyal Peygamberin makamının bulunmasından dolayı Makam-ı Şerif Camii olarak da anılmaktadır.

Makam-ı Şerif Camii 1857 yılında yapılmıştır. Danyal Peygamber 2. Babil Kralı Nebukadnesar (M.Ö. 605-562) zamanında yaşamış, Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmış bir peygamberdir. Rivayete göre Babil Kralı rüyasında İsrail oğullarından Gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını bildirmesi üzerine İsrail oğullarından doğan erkek çocukların öldürülmesini emretmiştir. Bu nedenle Danyal Peygamber doğunca annesi onu dağ başında bir mağaraya bırakmıştır. Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyüyen Danyal, delikanlı olunca kavmi arasına karışmıştır. Bir kıtlık senesinde Tarsus’a davet edilen Danyal Peygamber’in Tarsus’a gelmesiyle birlikte bolluk olmuş. Bu nedenle Danyal Peygamber Babil’e geri gönderilmemiş, ölünce de Tarsus’ta şimdiki Makam Cami’nin bulunduğu yere gömülmüştür.

Danyal Peygamber Kabri – Makam-ı Şerif Câmii

Hicri .17. yılında Hz. Ömer devrinde Tarsus fethedilince, Danyal Peygamberin mezarı açtırılmış burada büyük bir lahit içerisinde altın iplikle dokunmuş kumaşa sarılı ayet uzun boylu bir ceset görülmüştür. Başından geçen maceraların sembolü olarak parmağındaki yüzüğün taşına biri erkek olan iki aslanın arasında genç bir çocuk, dişi aslan onu yalıyor şeklinde işlenmiştir. Cesedin Yahudiler tarafından çalınmaması için, Hz. Ömer’in emri üzerine önceki yerine gayet derince defnedilip üzerinden de Berdan Nehrinden gelen ufak bir çayın suyunu kabrin üzerinden geçecek şekilde akıtıp hiç kimsenin kabre el sürmeyeceği şeklinde emniyete alınmıştır. Nitekim caminin son tamiratı sırasında çok derinlerde caminin arka ve alt kısmında suyun giriş yerinde gayet kalın ve gayet muntazam mazgal demirleri çıkmıştır. Danyal Peygamberin cesedi, bu mazgallardan geçen suyun çok aşağısındadır.

Danyal Peygamber Kabri – Makam-ı

ULU CAMİ

Cami-i Nur adıyla anılan ve bulunduğu semte de Cami-Nur ismini veren bu cami, Tarsus merkezinde yer alan Türk-İslam sanatının önde gelen eseridir.1579 yılında Ramazanoğlularından Piri Paşanın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Caminin doğu bölümünde ayrı mekanda Hazreti Şit ve Lokman peygamberlerin makamları ve Abbasi Halifesi olan ve Pozantı’da 833 (H.218) yılında ölen Me’mun’un kabri bulunmaktadır.

Ulu Camii

ESHAB-I KEHF MAĞARASI

Kuran-ı Kerim’de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hristiyanlarca kutsal sayılır. Eshab-ı Kehf Mağarasına ait bir efsane halk arasında anlatılır; “Mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus’un huzuruna çıkarılmışlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş. Köpekleri Kıt-mir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir. İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir. Bu nedenle burası Yedi Uyurlar Mağarası diye de anılır.”

Ashab-ı Kehf Mağarası

Mağaranın hemen yanında 1873 senesinde Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Ashap-ı Kehf Camii bulunuyor.

Ashab-ı Kehf Camii

ESKİ CAMİ

Çarşıbaşı’ndaki Kilisenin 1102 yılında St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. 1415 yılında Ramazan oğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiştir. Kilisenin bahçesine batı yönde bulunan ve cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilir. Yapının kuzey-batı köşesinde ise bir çan kulesi yer almaktadır.

Eski Camii

ST.PAUL

Yahudi kökenli bir aileden gelen Paulus yada Yahudi adı olan Saul M.S. 3 yılında Tarsus’ta doğmuştur.13 yaşına doğru hahamlık la ilgili öğrenim görmesi için Kudüs’e gönderildi. Aziz Paul, önceleri Hristiyan yanlısı olmayan hatta İncil’de ilk başlarda Hristiyanlara korku salan, onları tehdit eden ve cezalandıran biri olarak tasvir edilir. M.S.36 da Hz. İsa’nın kendisine görünmesinin ardından bir mucize gerçekleşerek gözleri kör olur. Hz. İsa’nın adını diğer uluslara duyurmak için seçildiği kendisine bildirildikten sonra gözleri açılmış, vaftiz olarak Hristiyan olmuştur. Hristiyanlığın Kudüs’ten Anadolu’ya buradan da Avrupa’nın içlerine yayılmasında en büyük pay kuşkusuz Aziz Paul’undur. Suriye, Kilikya, Anadolu, Efes, Kayseri, Filibe, Selanik, Pire’ye gitti. Bazı söylentilere göre M.S.62 yılında serbest bırakıldığı, bazı söylentilere göre ise de M.S. 66’da idam edildiği söylenmektedir.

ST.PAUL KUYUSU

St. Paul’un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St. Paulus Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yakın zamana kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır. St. Paulus ’un Hristiyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıntıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan Hristiyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır.

St. Paul Kuyusu

TARSUS ŞELALESİ

Berdan ırmağı Akdeniz’e dökülmeden önce Tarsus ovasında geniş yaylar çizen, (antik Kydnos) aynı zamanda Tarsus’un kurulmasında önemli tercih sebebidir. Soğuk su anlamına gelen Berdan, aynı zamanda kentin 4 km kuzeyinde doğal bir güzelliği de barındırmaktadır. Bizans imparatoru Justinyen (M.S. 527-565) tarafından yatağı değiştirilirken, aslında Roma dönemi sonlarına dek kullanılmış nekropol alanında geniş ve yüksek bir çağlayana dönüşmüştür. Kenti su taşkınlarından korumak için yapılan bu çalışma sonunda bugün yaklaşık 15 m yükseklikteki konglomera kayalıklardan dökülen su, özellikle kış ve bahar aylarında karların erimesiyle en yoğun debisine ulaşmaktadır. Şelale manzarası eşliğinde çevredeki lokantalarda güzel bir ziyafet çekebilirsiniz.

Tarsus Şelalesi

TARİHİ TARSUS EVLERİ

Taş, kerpiç ve ahşap kullanılarak hazırlanan Tarihi Tarsus Evlerinin alt katı ambar, üst katı ise yaşam alanı olmak üzere iki bölüm halinde yapılmıştır. Çukurova’da yetişen pamuk, hacim olarak çok yer kapladığından, evlerin ambar kısmında muhafaza edilir. Yıllar içinde bu yapılara ihtiyaçlar doğrultusunda banyo, mutfak gibi eklemeler yapılmıştır. Yüksek duvar ve avlu, geleneksel Tarsus Evlerinin özelliklerinden bazılarıdır. Günümüzdeki iyileştirme çalışmaları ile, bu yapılar yenilenerek Tarsus’un tarih kokan sokaklarında, görsel zenginliği ile filmlere ve dizilere ev sahipliği yapmakta, butik otel, cafe, restoran vb. mekanlarla yaşamaya devam etmektedir.

Tarihi Tarsus evleri

NUSRET MAYIN GEMİSİ

Çanakkale Zaferi deyince akla ilk gelen ve bu zaferin simgesi haline gelmiş şeylerden biri de Nusret Mayın Gemisidir. 18 Mart Deniz Savaş’ında müttefik donanmasını bozguna uğratıp, düşmanları şaşkına çeviren, 26 mayınla bir milletin yazgısını değiştiren kahramanlığın hikayesidir Nusret Mayın Gemisi.

Almanya’da özel olarak inşa edilmiş olan Nusret Mayın Gemisinin, en önemli özelliği dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor olması ve az su çekerek mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyor olmasıydı.

7 Mart tarihinde gece yarısı Nusret Mayın Gemisi Karanlık koyuna 26 mayını ustaca yerleştirdi. Mayınların yerleştirilmesinden on gün sonra müttefik donanması saldırıya geçti. Bu koya giren gemiler birer birer patlamaya başladı.

İtilaf Devletlerinin bu olayla üç büyük savaş gemisini (Irrestable, Ocean, Bouvet)yok edildi, üç tanesi de (Inflexible, Golva, Suffen) büyük hasara uğratıldı. Nusret’in yaptığı bu görev tarihi değiştirdi ve ona dünyanın en ünlü mayın gemisi unvanını kazandırdı. Nusret Mayın Gemisi ile kazanılan zafer, bir vatanın selametini sağlamış ve düşman donanmasının Marmara’ya bayraklarını dalgalandırarak girmesine izin vermemişti.

Bu gemi sökülüp Tarsus’a getirilerek buraya monte edildi.

Çanakkale geçilmezi sağlayan Nusret Mayın Gemisi

KIRKKAŞIK BEDESTENİ

Ramazanoğluları Beyliğinden Piri Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579’da yaptırılmış olan Kırkkaşık Bedesteni, ilk dönemlerde imarethane (Aş evi) ve medrese olarak kullanılmışsa da, cumhuriyetten sonra kapalı çarşı olarak işlev görmüştür. Geçmişte Beyaz Çarşı olarak da bilinen Kırkkaşık Bedesteni, dikdörtgen plana sahiptir. Bedesten adını, yapının dış cephesinde bulunan kaşık süslemelerinden almaktadır.

Bedesten içerisinde yer alan dükkan ve bürolarda, başta yöresel el sanatlarına ait seramik, ahşap, bakır, gümüş, deri, dokuma turistik hediyelik ürünler olmak üzere, yöresel damak tatlarının sunulduğu yiyecek ve içecekler ile kent tarihini, toplumsal ve kültürel yaşamının anlatıldığı çeşitli yayınlar sergilenmekte ve satılmaktadır.

Kırkkaşık Bedesteni

KUBAT PAŞA MEDRESESİ

1970 yılından bu yana Tarsus Müze binası olarak kullanılmaktadır. Yapı Ramazanoğlularından Piri Paşa’nın kardeşi Kubad Paşa tarafından 1553 tarihinde medrese olarak inşa edilmiştir. Medrese dikdörtgen planlı olup, ortada avlunun etrafında 16 oda sıralanmıştır.

Kubat Paşa Medresesi

Tabi bu kadarla bitmez Tarsus daha gezilecek çok yer, yazılacak birçok tarihi konu var ama yolumuz uzun yola devam ediyoruz. İstikamet Adana.

ADANA

Esas yolculuğumuzun amacı GAP gezisi olduğundan Adana’dan  geçerken bir iki yeri görmekle yetindik. Bunlardan birincisi Sabancı Camisi oldu.

SABANCI CAMİ

Türkiye Diyanet Vakfı ve Sabancı Vakfının ortaklaşa yaptırdığı Sabancı Merkez Cami’nin mülkiyeti Adana Diyanet İşleri Vakfı’na ait olup, kullanım hakkı Adana İl Müftülüğü ’ne devredilmiştir.

1998 yılında hizmet vermeye başlayan Sabancı Merkez Cami toplam 58.900 m² alan üzerinde kurulmuş olup, 12.900 m² kapalı alana sahiptir. Sabancı Merkez Cami, konumu itibariyle Adana’da bulunan ana arterlerin, demir yolunun ve Adanayı çevre il ve ilçelere bağlayan yolların kesim noktasında ve yüksek minareleriyle uzaktan görünüyor olması nedeniyle, şehrin adeta sembolü haline gelmiştir. Cami, 28.500 kişiye sağlayabildiği ibadet imkanı ile Balkanların ve Ortadoğu’nun en büyük camisi olma özelliğine sahiptir. Seyhan Irmağı kenarında görkemli bir yapıya sahip olan 6 minareli Sabancı Cami’nin 32 metre çapındaki kubbesi sekiz fil ayağı üzerine oturmaktadır. Kubbenin namaz kılınan kottan itibaren yüksekliği 54 metredir. Ana gövdeye bitişik dört minare 99 metre, son cemaat mahallindeki iki minare ise 75 metre yüksekliktedir.

Sabancı Cami
Sabancı Cami içi
Sabancı Cami Minber

TAŞ KÖPRÜ

Adana Taş Köprü Seyhan Nehri üzerindedir. IV. (385) yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılmıştır. Yüzyıllarca Avrupa ile Asya arasında önemli bir köprü olmuştur. Harun Reşit (766-809) bazı eklerle Adana Kalesine birleştirmiştir. IX. yüzyıl başında Harun Reşit’in oğlu olan 7. Abbasi Halifesi Memun (786-833) tarafından onartılmıştır. III. Ahmet (1713), Kel Hasan Paşa (1847), Adana Valisi Ziya Paşa (1789) tarafından da değişik zamanlarda tamirat görmüştür. Bu üç onarımının yazıtları mevcuttur. Son onarım, 1949 yılında yapılmıştır.

Taş Köprü 319 m uzunluğunda ve 13 m yüksekliğindedir. 21 kemerinden 14’ü ayaktadır. Ortadaki büyük kemerde iki aslan kabartması görülmektedir. Dünya’nın halen kullanılan en eski köprülerden biri olarak bilinmektedir.

Maalesef bizim gittiğimizde su birikimi mevcut değildi. Güzel bir resim olmadı.

Adana Taş Köprü

Adanayı hızlı bir şekilde geçtikten sonra hedefimiz  Hatay (Antakya)

HATAY YAZIMI BURAYA TIKLAYARAK OKUYABİLİRSİNİZ.

 

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.