ZANZİBAR , Tanzanya

 

2010 senesinde Eşimle birlikte bu güzel adaya seyahat planladık. Daha önce bir gezginin yazılarından çok etkilenmiştik. Onun izlediği rotayı takip etmek bizden de bir şeyler katmak için harekete geçtik.
Zanzibar Afrika Kıta’sının doğusunda Tanzanya ya bağlı özerk bir bölge. Halkın çoğunluğu Müslümanlardan oluşmaktadır. İran’ın Şiraz bölgesinden gelen göçmenler tarafından kurulmuştur. Adı “zencilerin sahili” anlamındaki Farsça “zangi bar”dan gelir. Baharat üretimi ve Turizm ile geçimlerini sağlıyorlar. Özellikle beyaz kumlu ve Türkuaz rengindeki sahilleri ile meşhurlar.
Bu ülke hijyen bakımından pek de iyi durumda değil. Bu yüzden seyahate başlamadan evvel İstanbul Karaköy de bulunan Liman Dairesinde aşı olmak durumundasınız. Sarı-humma aşısı olduk, sıtma ile ilgili ilaçlar aldık.
Tanzanya ya bağlı olan bu adaya ulaşmak için THY’nin Darüsselam’ a direk uçuşu var. Yaklaşık 6 saatlik bir uçuştan sonra Uganda’ya iniyoruz. Aktarmasız direkt uçuş olduğu için Tanzanya’ya gidecekler uçakta kalıyor, Uganda’da inecekler inip, yeni yolcular biniyor. 1-1,5 saatlik bir bekleme süresi. Sonrasına 1,5 saatlik uçuştan sonra Darülesselam’ın Julius Nyerere uluslararası hava alanına indik. Tanzanya da vize kapıdan alınıyor. Uçakta dağıtılan formu doldurup 50 USD ödeme yapıp alabiliyorsunuz.
Zanzibar adasına Hava alanından uçak aktarmalı veya limandan kalkan teknelerle gidilebiliyor. Biz tekne ile gitmeyi seçtik. Bunun için hava alanından bir Taksi tuttuk. Etrafı seyrederek limana geldik.
Biranda etrafımızı onlarca yerli sardı. Tedirgin olduk. Taksi şoförü eşimin bavullarla birlikte araçta bekleyebileceğini bu arada benimde ada için bilet alabileceğini belirtti.
Taksiden inince bu sefer benim etrafımı sarıp bilet satmaya uğraştılar. Ben onlara aldırmayıp gişelere doğru yöneldim. Birçok bilet satan gişe vardı. Daha önceden yazılardan bilet fiyatını öğrenmiştim. Neredeyse iki misli fiyat söylüyorlardı. Pazarlıkla biletimi aldım. Kalkışa da çok kısa süre vardı. Eşimi ve bavulları taksiden alıp iskeleye yöneldik. Bu arada bir çocuk elimdeki bavulu kapıp gemiye doğru koşturmaya başladı. Mecburen onu takip ettik. Son anda gemiye bindik.
 

 

 
 Aslında kötü bir niyetleri yok bahşiş almak için uğraşıyorlar. Afrika’nın orta yerlerine ilk defa gelmemizden dolayı biraz şaşkınlık duymuştuk. Neticede gelir düzeyi bu ülkede çok düşük. Fakat şunu da belirtmek isterim, pek çok ülke gezdiğimden çeşit çeşit insanlarla karşılaştım. Hiç bir yerde insanlardan zarar görmedim. Yerine göre davranmasını bilmek gerekiyor.
Ve ada seyahatimiz başladı. Zanzibar’ın başkenti StoneTown gemiyle 80 km mesafede
.
 
Gemi 2 saat sonra limana doğru yanaşmaya başladı.
 

 
Gemiden inince tekrar ülkeye girer gibi pasaport kontrolü yapıp vize yapıyorlar. Çok fazla bir formalitesi yok bir form dolduruyorsunuz pasaportunuza damga vuruyorlar, ama daha da önemlisi buraya girerken uluslararası aşı belgenizi soruyorlar. Allah’tan daha önce İstanbul’da yaptırmıştık. Gösterip geçtik.
 
Burası için daha önceden otel rezervasyonu yapmamıştık. Adayı doğaçlama gezmek istiyorduk. Bavullarımızı sürte sürte etrafı da izleyerek otel arayışına başladık. Liman bölgesine yakın bir yerde evden dönüşme bir pansiyona yerleştik. Burada fazla lüks yerler bulmak zor. Zaten böyle bir arayışımız da yoktu zaten.
 

 

Kahvaltımız çok sade idi. Zeytin peynir yok. Meyve omlet yağ ve reçel.
 
 
Zanzibar’ın yumurtaları da ilginç sarı olması geren içi de beyaz.
 
 
Otel balık haline yakın bir bölgede sabah kalkınca orayı gezdik.
 
 
Sonrasında şehri turlamaya başladık. Pazar yerlerini, Fredy Mercury’nin yaşadığı evi ve Sultan sarayını gördük. Bu başkenti sokak, sokak kaybolmaya korkmadan dolaşın. Stone Town, UNESCO Dünya Mirasları Listesinde yer almaktadır. Oldukça eski ve bakımsız binalarla doludur size her yerde fotolarınız için poz verir.
 

 

 
Yukarıdaki resim eski dispanser binasına aittir. Liman ile saray arasında bulunur.
 
 
Buranın yerli biraları çok güzel ve ucuz Klimanjero ve Serengeti markaları   tavsiye ederim.
 
 
Adaya gittiğimizde Ramazan bayramı idi. Gece dolaşmaya çıktığımızda insanların çok şık yerel kıyafetlerle dışarıda eğlendiklerini gördük. Çok şatafatlı giysiler giymişlerdi. Sahile aynı Marakeş’teki gibi seyyar yiyecek tezgahları kurulmuştu. Çoğu yerel yiyeceklerden birer birer tatmaya başladık. Şunu anlatamadan geçemeyeceğim. Bankın üstüne oturmuş aldığımız yemekleri tadıyorduk. Boşalan kabı yanıma koymuştum. Yanıma bir çocuk utanarak sokuldu ve yemiş olduğum yemeğin kabını alarak yalamaya başladı. Dona kalmıştım. Hemen şaşkınlığımı atıp ülke hakkındaki gerçekler gözümün önüne geliverdi. İnsanların çoğu çok fakir bu ülkede. Fakat açıktan dilenen fazla insan da görmedim. El işaretlerimle çocuğa sana da alayım mı diye seslendim. Çok memnun oldu. Bu tip yerlere seyahat etmek aslında zekat vermek gibi bir şey. Harcadıklarımız bir şekilde insanların karnının duyurmalarına sebep oluyor. Sizde dünyayı tanımakla Dünyadaki eşitsizliği görerek gelecek için nasıl davranılması gerektiğini anlıyorsunuz.
 
 
 
2.günümüz BAHARAT TURU (SPICE TUR)
 
 
Stone Town’dan Baharat turuna katılmak için yer ayırttık. Adanın içlerinde bir yerlere götürdüler. Duran duranları, her türlü baharatın yeşil hallerini burada gördük ve tattık. Mesela Vanilya ağaçta salkım olarak yetişiyormuş.
 
Ananasın yerde yetişen bir meyve olduğunu da ilk defa burada öğrendim.
 
 
Bize bu ortamlarda yemek hazırladılar.
 
 
Ve afiyetle görmüş olduğunuz kaplardan sazdan yapılmış kulübelerin içine yedik.
 
 
 
Eşim çocukları çok sever her bulduğu fırsatta onlarla resim çekildi. Onlarda resim çektirmeye bayılıyorlar. Bazı yerlerde resimden sonra hemen para isteyenlerde çıkıyor.
 
Çiftlik ziyaretinden sonra Mangapwani ’ye gittik.

 

 
Mangapwani (yani ‘Arap sahil’) kıyısında, Zanzibar Town yaklaşık 20 km kuzeyindeki bulunuyor. Bu mercan Mağarasına dar bir girişten giriliyor. Muhtemelen deniz daha evvelden buralardaydı. Zamanla toprak dolarak bu mağara kapanmış. Ve unutulmuş. Daha sonra bu topraklarda Hamed Salim el Hathy adında varlıklı bir Arap toprak sahibinin köleleri çalıştırıldı. Daha sonra kayıp keçisini arayan bir çocuk tarafından bu mağara bulundu. Köleler burayı düzenli olarak su toplamak için kullandılar. Köleler için bir saklanma yeri olarak tan kullanıldığı söylenmektedir.
 
 
Deniz kenarında bulunan bu yerde Mangapwani Köle Odası denilen bir hücredir. Başlangıçta köle saklamak için inşa edilmiştir. Köleler Zanzibar’da satılmaya götürülmeden evvel burada saklanırmış. 1873 yılına kölelik kaldırılmış olmasına rağmen yasa dışı olarak bu işi yapanlar bu hücreleri kullanmışlardır.
 
 
Nungwi’ye gidiş;
Baharat turundan sonra edindiğimiz bilgilere göre adanın en güzel plajlarına sahip Nungwi köyüne halkın kullandığı sistemde gitmeye karar verdik. Bir kamyonetin arkasında tahta koltuklar üstünde seyahate başladık. Burada kamyonetleri dolmuş olarak kullanıyorlar.
Nungwi de araçtan indik. Burası adanın en kuzey ucu. 
 
 
Her yer toprak yollarla dolu deniz görünmüyor. Sora sora sahile doğru yürümeye başladık. Tozlu yollardan geçerek sahile vardık.
 
 
  Bungalov tipi pansiyonda konakladık.
3.günümüz Nungwi
 
 
 
Beyaz kumlar ve türkuaz deniz. Adanın birçok sahili bu şekilde. Saatlerce koyları bıkmadan gezebilirsiniz.
 
 
Gezerken yoruldunuz mu hemen suya girip rahatlayıp tekrar dolaşmaya devam.
 
Sanki denizin içinde aydınlatma var gibi sular ışıldıyor.
 
 
 
 Tanzanya’dan gelen Masailer daha ziyade turistlerin yanlarına gelerek ellerindeki hediyelikleri satmaya çalışıyorlar. Masailer Stone Town dışında neredeyse tüm sahil şeridinde minik dükkanlara sahip.
 

 

 
                                             Sahilde oynayan şirin çocuklar
4.gün yerel tekneyle ada turu; Mnemba Atolü
 

 

 
Tekne adaya yaklaşınca biraz açıkta durdu. Şnorkelle daldım. Bu minik adaya yaklaşmaya başladım. Kıyıda görevliler adaya çıkmamı engellediler. Bu ada koruma 
altındaymış.

 

 
                     

 

Daha sonra hemen karşıdaki ana adaya çıkıp kumsalın ve denizin tadını çıkarmaya başladık.
 
5.gün köy gezisi;
 
 
Eşimle köyde dolaşmaya çıktık. Çocuklar çok şirin ve pırıl, pırıl giysiler giymeyi seviyorlar. Bizden evvel gidenlerden okumuştuk. Çocuklara hediye olarak bazı şeyler götürüp dağıtıyorlarmış. Bizde Salı pazarından tişörtler giysiler alarak köyde okul çıkışında dağıtalım istedik. Yine etrafımız sarıldı tek tek vermeye başladık ama herkese yetmeyeceğini anladıklarında poşetleri yırtarak kapışmaya başladılar. Biraz hatalı olduğumuzu anladık. Bu tip hediye götürdüğünüzde sakin yerlerde tek tek vermek en iyisi.
 
6.Gün Koylarda dolaşma;
Sürekli denize girerek güneşlenmekten hoşlanmadığımız için adanın en kuzey ucunu dönerek Hint okyanusuna bakan tarafına doğru dolaşmaya başlıyoruz.
 
Zanzibar’ın en kuzeyindeki fener
 
 
 
 Adanın bu bölümünde çok lüks oteller bulunuyor. Biz yerel halkın içinde bulunmayı istediğimizden bu bölgede konaklamadık. Deniz burada da harika.
 
Sahilde dolaşırken balıkçılar yakaladıkları kılıç balığını sahilde halatla çekiyorlardı.Balıkçılık burada önemli. En önemli besin kaynaklarından biri balıklar ayrıca lüks otellere de satıyorlar.
 
7.Gün Nungwi’den ayrılmadan önceki son günümüz
 
 
Yukarıda sahilde tanıştığımız bir yerli. Bana hayat hikayesini anlatmaya başladı burada turistlere rehberlik yaparak para kazanıyormuş. Köydeki kardeşlerinin aç olduğunu söyleyerek ajitasyon yapmaya başladı. Bu lafı ondan öğrendim. Hakuna Matata, Svahili dilinde “Sıkma canını, problem yok, takma kafana” anlamında kullanılıyor… Zanzibar’da çok duyulan bir kelimedir. Ben bundan sonraki hayatımda bu kelimeyi özümsedim. Bir sıkıntıya düştüğümde aklıma hep gelir.
8. Gün Tekrar dönüş yolu için Stone Town’a gidiş
 
 
Sokak Lambalarına bayıldım. Bir laf vardır ya Demokraside çareler tükenmez diye.
 
 
 
Stone Town’da  1800’lü yıllarda yapılmış olan Sultan’ın sarayı veya bilinen adı ile Beit el Ajayip – yani acayiplikler evi – görülmesi gereken yerlerden. Büyük  bir meydan, içinde bir saat kulesi var ve çok katlı bir bina, şu anda Müze olarak kullanılıyor. 
9. Gün Stone Town’u dolaşmaya devam
Köle Pazarı (Slave Market).
Bir dönemler bu ada köle ticaretine merkez olmuş. Afrika’dan kaçırılarak getirilen insanlar burada zindanlar kapatılıp zincirlenirlermiş.  Burada işkence edilerek dayanıklılıkları ölçülürmüş. En çok işkenceye dayananlar en pahalı olarak beyazlara satılırmış. Gelen gemilere köle olarak satıcılarmış.
 
 
 Yukarıdaki resimde olduğu gibi zincirlenen köleler test için buralarda 3 gün tutulurmuş. 3 gün sonunda sağ kalanlar, dayanıklılık testini geçip, köle olarak satılmak üzere gemilere bindiriliyor muş. 
10. Gün ayrılık zamanı
Ada’dan ayrılma zamanımız gelmişti. Dönüşte feribot yerine küçük uçaklarla dönmeyi tercih ettik. Zanzibar’ın hava alanına gidince sanki küçük bir kasabanın otobüs terminaline geldiğinizi zannediyorsunuz. Zanzibar ile Darüsselam arasında uçan 3 hava yolu firması var.  Zanair- Precious ve Air Tanzanya. Aynen girişte olduğu gibi burada da sanki ülkeden çıkıyormuş gibi işlemlere tabi olup, pasaporta damga yedikten sonra terminale geçiyorsunuz.
 
 
20-25 kişi alan bu uçakla 20 dakikada Darüsselam’daki hava alanına varıyorsunuz. Bu uçaklar alçaktan uçtuğu için Zanzibar’ı ve küçük adaları yukarıdan seyretme imkanınız oluyor.